anadolu kasko ve balkan bilgi
bilgilere dayanarak yurt işgalini genel olarak üç ana evreye ayırmak mümkündür. Birinci evrede 895 yılı olayları göze çarpar: Macarlar bir sefere çıkmışlar, Peçenekler Macarlara hücum etmişler ve kaçan Macarlara da Bulgarlar saldırmıştır. De administrando imperio’da Peçeneklerin Bulgar Simeon'la birlikte Macarlar bir seferdeyken saldırdıkları yazılıdır. 894'de Morva-frank savaşından çekilen Macarlar muhtemelen Etelköz'e geri dönerler. Ertesiyıl baharda Erdel’deki Bulgar topraklarına saldırarak onların aru mak amacıyla sefere çıkarlar. Başka bir amaç ise buradaki tuz geçirmektir. Erken ortaçağ insanı için tuz çok şey ifade ediyordu-lerinin korunması için kaleler inşa edildiği de bilinmektedir. Sefere önce geride, Etelköz'de ihtiyat olarak bırakılan kuvvetler doğudan ve güney batıdan Bulgarların arasında sıkışıp kalır. Peçenekler Mg% masını dağıtırlar ve Bulgarların önüne doğru iterler. Karpatlarm o— Aşağı Tuna’yı geçen Bulgarlar bu kaçan Macarlara büyük bir darbe Vh ^ Tuna'dan dönen grup, Peçenekler tarafından yenilen birlikler ve Etel^ la beraber başta Verecke geçidi olmak üzere Karpatlardaki geçitlenj ve Yukarı Tisza nehri bölgesine sokulurlar. Bulgarların elinde bulunj^^ Erdel’in işgali ve Karpatlarm kendine özgü koruyucu kuşağı, dağınık Hj için toparlanma olanağı sağlamıştır.
Macarların bundan sonraki dört yıl içindeki faaliyetleri hakkında suskun kalmaktadır. Bu aslında makul bir durumdur, zira Macar boylan temelen Tisza nehrini geçmişlerdi, ancak Tuna'nm doğu kıyısında saflam, laştırmış, sınırlarını güven altına almış ve işgal edilen topraklar üzerindelıj menliğini sağlamlaştırmıştır.
Yurt işgalinin ikinci aşaması. Frank kralı Arnulf’un Kuzey İtalya’da Beıtı^ karşı kendi üstünlüğünü sağlamlaştırmak için anlaştığı Macarlann899'daliî sayılır birliklerle İtalya'ya gitmesiyle başlar. Venedik’e kadar sokulmayıbaj{ Macarlar Berengar’m para ve esir teklifiyle yurtlarına dönerler. 900yan İtalya'dan dönen birlikler ve Tuna'yı bu sırada geçen asıl ordu Tuna’nınbais da Franklarla savaşan Moravyalıları sıkıştırmak suretiyle bölgeyi işgaledr. Yurt işgali bu olayla sona erer, bunu izleyen birkaç yıl içinde yani üçûncûı mada Tuna'nm batısına düşen toprakların güçlendirilmesi ve Moravya'nuıij (902) gerçekleşir.
Yukarıda zikredilen olaylar sadece Macarların yeni bir yurt bulmalanylıl ğerlendirilemez; Avrupa'nın şekillenmesinde çok önemli siyasi bir gelijİM Zira Macarlar, gelişmekte olan Slav birliği teşkilatının merkezine girereb daha canlanmamak üzere ezmişler, Slav boylarını coğrafi bakımdan dabirtıf den ayırdığı için hızla yabancılaşmalarına, kopmalarına neden olmuşlardır.
Akınlar Dönemi
Macarlar Karpat Havzasını işgalden sonra 970 yılma kadar Avrupa'nın bölgelerinde askeri girişimlerde bulunmuşlardır Geleneksel tarih yazımı bu» hi dönemi "akınlar” dönemi olarak niteler. Aslında yeni kabul gören görüşe? söz konusu dönemi, Macarlar daha Doğu Avrupa bozkırlarında ikenve^-!*
yılın başından itibaren başlatmak gerekir. 836-838 yıllarında Aşağı Tuna bölgesinde savaşmışlar, 861 sıralarında bir birlikleri Kırım yarımadasında savaşırken, 862 ve 881’de iki kez Doğu Franklarına karşı sefer düzenlemişlerdir. 882'de yeniden Aşağı Tuna bölgesine, 892'de Moravya arazisine ve 894’de Frankların bulunduğu Pannonia’ya akın vermişler, üç yıl sonra ise Tuna Bulgarları topraklarına saldırmışlardır. Etelköz'deki yurtlarından sık sık çıkarak Doğu Slavlarma karşı da yürümüşlerdir. Yurt işgalinden sonra benzer nitelikte sayısı elliyi geçen akınlar düzenlemişlerdir. Doğu Avrupa bozkırını Peçenekler nedeniyle rahat bırakan Macarlar, bilinmeyen bir tarihte kuzeye. Beyaz Hırvatlara karşı birkaç girişimde bulunurlar, ne var ki en fazla Batı Avrupa ve Balkanların verimli topraklarını gözlerine kestirirler.
Yeni yurtlarından ilk akını 899-900'da gerçekleştirirler. Macar reisleri başlangıçta topraklarına komşu veya yakın bölgelere, Moravya’ya, Bavyera’ya. Karintia'ya ve Kuzey İtalya’ya saldırılar, daha sonraki aşamalarda Dan sınırına, Atlas okyanusu kıyısına, İberia'da Ebo nehrine, İtalya’da Apulia’nm güney kısmına, Balkanlarda ise Selanik ve hatta 934’de İstanbul’a kadar ulaşırlar. 906’da Saksonya, 908’de Türingia, 911’de Gallia ve Burgundia, 915 Dan ülkesi, 917’de Lotaringia ve Bizans, 921-922’de Apulia, 942’de İber yarımadasındaki Lerida şehri hafif ve çevik, aynı zamanda tamamen göçebe tarzıyla savaşan Macarlar tarafından yağmalanır.
Macarlar bu akmlanyla Avrupa kamuoyunu dehşete düşürürler. Bunun en açık örneği, herhalde karşılarında bir zamanların Hunlarmı gören İtalyan, Cermen ve Fransızların kiliselerinde okudukları şu meşhur duadır; "Ab Ungarorum nos defenda jaculis!" [Tanrım, bizi Macarların oklarından koru!). Bu başarılı ve Avrupa’yı tedirgin eden akınlar 930’lu yıllardan itibaren giderek daha çok ve ciddi yenilgilerle sonuçlanır ve 933’de Merseburg’da dokuz yıl boyunca vergiye bağladıkları Alman kralı I. Henrik tarafından, 940’da Roma’da, 943’te ise Bavyera’da ağır bir yenilgiye uğrarlar. Bu facialara rağmen Macarların iştahı durmaz. En kapsamlı akını 937’de İtalya, Fransa ve Alman topraklarını yağmaladıkları sırada gerçekleştirirler. 943’te Balkanlarda savaşırlar, 947’de yine İtalya'da ortaya çıkarlar, 951’de Aquitania’dadırlar. 950’de ise Bavyera prensi Henrik Macaristan’ın batı kısmına saldırır, fakat batı yönündeki akınlara son veren olay 955’de Augsburg’da cereyan eder. İmparator Otto, Macarlara ağır bir darbe vurur. Macar reislerinden Bulcsû, Lel ve Sur esir olur ve asılırlar. Bu olay yönü batıya dönük Macar akınları için bir sınır taşı teşkil eder. Macarlar artık sadece güneyde. Balkanlarda akınlara devam ederler, nedeni ise 15 yıllık vergi yükümlülüğünden sonra 958’de Bulgarların ve Bizans’ın bunu reddetmesidir. Bizans karşısında alınan Arkadiupolis yenilgisiyle Macar (büyük) prensi Ceza akınlara nihai olarak son verir ve bu Macarların barışçı bir siyasetle Batı Avrupa’ya katılması
yadsımadan askeri girişimlerin esas amacının kendi güvenliğini ber^İ düşmanları zayıflatmak amacıyla Avrupa siyasetini etkilemek olduğu fikir de çok taraftar bulmuştur. Buna göre merkezi ve (büyük) prens taı^, yönlendirilen akınlardaki askeri gücü boy reislerinin yanısıra silahlı oıtj, oluşturuyordu. Daha yeni bir görüş ise, akınlar tartışmasız şekilde birj met ve köle elde etmeye yönelik seferler olarak nitelemektedir. Bu sayedf( Macarlar, yani boy reisleri ve askeri maiyetin yamsıra zayıflamayayiiztıılı«i best Macarlar, yabancı halklardan, kendi toplumlarının çok az elde edebildi malları edinme imkanı bulabilmişlerdir.
Avrupa’ya Uyum ve Macar Devletinin Oluşumu
özellikle batıdaki akınların ağır hezimetlerle sona ermesi, Macar siyasij ligini kesin bir şekilde tehdit etmiştir. Boylar içerisinde dahi bu akınlardd edilen ganimetlerle zenginleşen yararlı kimselere karşı nüfuz elde etmekm kün olmamaya başlamıştır. Bir zamanlar Hunların ve Avarların akıbetineıj mamak için, artık batı yolu kapalı olan Macarlarda bu dünya ile birköpriilffi ve yeni vatanı yükseltme bilinci yerleşmeye başlamıştır.
Akınların sona ermesinin ardından (büyük) prens Taksony (yak.955-5S rin başı) ve Geza zamanında (970'lerin başı-997) daha ılımlı ve yüzünü te dönen bir politika izlendiği görülür. Taksony doğu tarafından, Peçeneklerte metinden toprakların gerisini sağlamlaştırma çabasında ısrarlı olmuştur.^ kadar iki kilisenin ayrışması yaklaşık bir yüzyıl sonra gerçekleşmişse de,^ zamanında ortodoks ve latin kiliseler bağımsız bir biçimde Macar topraklan^ misyonlarda bulunmaya başlar. Papa XII.]ean da Macar topraklarına birnıis)^ piskopos göndermiş, ancak kendisiyle düşmanlık içinde bulunan împaratff bu piskoposu tutuklatmıştı. Batı kilisesi ciddi faaliyetlerine Geza'nın ege®' sırasında başlar. Hıristiyanlık öğretileriyle aslında Macarlar bundan Slav keşişler Cyrill ve Metod sayesinde Hazar egemenliği sırasındavea
BALKANLAR EL KİTABI | 175
da bulundukları batı ülkelerinde tanışmışlardı. Yine Güneydoğu Macaristan'da Macar reis Gyula’nın boyu da Bizans'ta vaftiz olmuş ve boyu içinde de yeni öğreti hayli taraftar bulmuştu.
Özellikle Geza'nm hükümdarlığı sırasında Hıristiyanlığa eğilimin siyasette cephe değiştirme anlamına geldiğini gösteren olay, oniki Macar soylusunun İmparator Otto nezdine gönderilmesidir. Muhtemelen büyük çaplı din değiştirme misyonu bu elçilik faaliyetinin sonucunda başlar. Geza da hıristiyan Gyula'nm kızı Şaroltu’yla evlenir ve ailesiyle birlikte vaftiz olur. (Büyük) prens ve yönetici tabaka tarafından da desteklenen yeni din böylece giderek daha hızlı adımlar atmaya başlamıştır. Macaristan’da Hıristiyanlığın temelini atmış olmasına rağmen pagan geleneklerini de devam ettiren Geza, bu mesaisiyle batıya sadece bir kültür köprüsü kurmakla kalmamış, aynı zamanda oğlunu Bavyera prensi Heinrich'in kızıyla evlendirmek yoluyla Alman-Roma İmparatorluğu ile akrabalık bağı da oluşturmaya çaba harcamıştır.
Macaristan’da hıristiyanhğm gerçek anlamda kurulup yayılması ve devletin dini haline gelmesi Geza’nm oğlu Vajk, vaftiz adıyla Istvân’ın (997-1038) (büyük) prensliği ve krallığı zamanına rastlar. Istvân, babasının takipçisi olarak Hıristiyanlaşmaya ve Macar boyları üzerinde mutlak egemenliğin kurulmasına eşit derecede önem vermişti. (Büyük) Prens Geza’nm ölümünden sonra Somogy reisi Koppâny, bozkır geleneğince (/ev/ratus) iktidar talebinde bulunarak isyan etmiştir. Ne var ki kendi boyundan ve önceki (büyük) prens Geza ve şimdi de Istvân'dan hoşnut olmayan başka boylardan oluşan ordusu. Alman ve Peçenek yardımcı kuvvetlerinin de bulunduğu Istvân’m büyük ordusu karşısında dura-mamıştır. Istvân’m diğer rakibi Erdel’deki akrabası Gyula’dır. Peçeneklere karşı stratejik öneme sahip ülkenin doğu sınırlarına ve tuz madenlerine sahip Gyula kendiliğinden tabi olmak zorunda kalır. Boy muhtariyetinde ısrar eden ve sözde vaftiz olan Ajtony da Istvân’m rakibi olmuştur. Bir muharebede Ajtony öldürülür ve Maros-Aşağı Tuna bölgesi de Istvân’m eline geçer. Bu olaylar şüphesiz Macar devletinin oluşumu için son derece önemlidir, zira artık boylar tam anlamıyla dağılmaya başlamış oluyordu. 13. yüzyıldan itibaren belgelerde boy adlarının ülkenin hemen her bölgesinde rastlanıyor olması bunun açık göstergesidir.
Istvân, dini bir rumuz olan ve taşıyanın ilahi ehliyetini gösteren kudret işareti anlamına gelen, aynı zamanda Hıristiyan Avrupa milletleri ailesine kabul anlamını taşıyan tacı (Szent Korona) 1000 yılında papanın elinden giyer. Büyük Roma’nın yeniden canlandırılması düşüncesinde olan Alman imparatoru karşısında bağımsızlığın korunarak, vassal bir devlet konumuna düşmeden bunun yapılmış olması Istvân’ın siyasi bilgisi ve becerisiyle alakalıdır. Merseburglu bir piskopos olan Thietmar’ın da kaydettiğine göre ülkesinde bir piskoposluk teşkil eden Vajk, 111. Otto’nun inayeti ve teşvikiyle tacı ve takdisi elde etmişti.anadolu kasko
